Batı Trakya

Batı Trakya

A Lost People Caught Between Nationalism and the Nazis

Author

Ertan Altan

Ertan Altan

Ertan Altan is a journalist from a Komotini-rooted family currently working as an editor at Haber Global.

Read more

ISBN : 978-605-4822-53-9

Dimension : 13x19,5 cm

Page Count : 176

Preparer : M. Serdar Kayaoğlu

List Price : 245 TL

In Stock

Index

  • Sunuş: Dedemin Savaştığı Toprak
  • Giriş: Batı Trakya’nın Uzun Savaşı
  • 1. Türk Yahut Yunan
  • 2. Yunan Milliyetçiliği ve Batı Trakya
  • 3. Trakya ve Batı Trakya Türkleri’nin Kimlik Tarihi
  • 4. Türkiye ve Yunanistan Savaşa Çekiliyor
  • 5. Oxi
  • 6. Batı Trakya’nın Direnişi
  • 7. Batı Trakya Faşist İşgâli Altında
  • 8. Naziler Bir Türk Köyünü İşgâl Ediyor
  • 9. Elenler Gazanız Mübarek Olsun
  • 10. Tek Çare Türkiye’ye Kaçmak
  • 11. Yunan Ordusunda Yahudi Askerlerve Yunanistan’da Holokost
  • Sonuç: Balkan Rapsodisi
  • Kaynakça
  • Adlar ve Kavramlar Dizini

Reading Passage

(s. 11-12)

Batı Trakya’nın Uzun Savaşı

Balkanlar üzerinde esen milliyetçi rüzgârlar, 1912 yılında Yunanları, Bulgarları, Karadağlıları, Hırvatları ve Arnavutları, bölgedeki Osmanlı idaresiyle karşı karşıya getirdi. Doğu Avrupa’daki siyasî esintilere öteden beri etki eden Ruslarla, Avusturyalılar da devreye girince, bütün Balkanlar, eski düzeni köklerinden söküp atacak bir kasırgayla karşı karşıya kaldı. Çok uluslu Osmanlı İmparatorluğu’nun Rumeli’deki topraklarını kaybettiği savaş, 8 Ekim 1912’de başladı. Bir yıldan kısa süren savaşta Türkler, Arnavutluk’u, Gökçeada ve Bozcaada dışındaki bütün Ege Adaları’nı, Makedonya’yı kaybetti. Trakya sınırı, Edirne ve Kırklareli’nin de doğusuna geçerek Enez hattına çekildi. Müttefik Balkan ülkelerinin anlaşmazlık yaşadıkları Bulgaristan’a karşı birleşmesinden yararlanan Osmanlı, daha sonra Edirne ve Kırklareli’ni geri alabilse de Meriç’in batısındaki Balkan topraklarındaki hâkimiyetini kesin olarak kaybetti.

Balkan Savaşları, kaybedilen topraklarda yaşayan Türk, Pomak, Arnavut Müslümanların milliyetçilik paradigmasının sonucunda kitlesel olarak katledilmelerine ve zorunlu göçlere yol açtı. Balkanlar’ın nüfus dağılımı büyük ölçüde değişti.

Batı’da kalan Müslümanlar için galip devletlerle anlaşmalar yapılmak zorunda kalındı. Bu anlaşmalarla Balkan ülkelerindeki Türklerin, dinî özgürlükleri ve eğitim kurumları güvence altına alınmaya çalışıldı. Anlaşmaların imzaları kurumadan bu kez de I. Dünya Savaşı patlak verdi.

Osmanlı ülkesinin dağılmakta olduğu, daha 1800’lü yıllardan itibaren Avrupalı devletler tarafından fark edilmişti. Ancak Balkanlar’ın âni kaybı, Osmanlı İmparatorluğu’nun can çekişme sürecinin artık sona ermek üzere olduğunu Avrupa’nın diğer imparatorluklarına haber veriyordu. Balkanlar’ın her yanından Müslüman muhacirler yollara dökülürken, Avrupa devletleri, Türkleri ne kadar daha doğuya yollayabilecekleri üzerine planlar yapıyordu. 1913 yılında Rumeli’nin kaybedilmesi, Osmanlı askerî ve entelektüel elitinin hem siyasal-sosyal hem de psikolojik bir travma yaşamasına neden olmuştu. Balkan mağlubiyeti, devlet elitleri açısından imparatorluğun Avrupa topraklarının kaybedilmesinin ötesinde “anavatan”ın elden gitmesi anlamına geliyordu.

Osmanlıların, İstanbul’u ele geçirecek kadar güçlü bir devlet haline gelmesi, 14. yüzyılın sonlarıyla 15. yüzyılın başları arasında Balkanlar’dan başlayarak gerçekleşmişti. Osmanlı, Balkanlar’da köklü devlet kurumları kurmuştu. Devletin askerî ve siyasî kadrosu, bu bölgenin insanlarından oluşturulmuştu. Osmanlı idaresindeki yapı, Balkanlar’ın 400 yıllık siyasal ve toplumsal dönüşümünü her bakımdan şekillendirmişti. Osmanlı ülkesinin 1820 yılında Yunan bağımsızlık savaşıyla başlayan çözülme süreci, kanlı bir finalle tamamlandı. Balkanlar’da Müslümanlara yönelik toplu kıyım ve zorla yerinden etme politikasında öne çıkan ülke ise Bulgaristan’dı.

1912 yılında bir Kiev gazetesinin muhabiri olarak Balkan Savaşları’nı izleyen Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin önde gelen isimlerinden Lev Troçki, Türklere karşı işlenen savaş suçlarını kayıtlara geçirmiş hatta bu yüzden başı derde bile girmişti.

Troçki yazılarında yaralı askerlerin tanıklıklarına dayanarak, gerçekleşen katliamların savaşın yarattığı öfkeyle açıklanabilecek “münferit” hadiseler değil, bizzat Bulgar genelkurmayının emirleriyle “yaralı Türklerin süngülenerek soğukkanlı bir şekilde öldürülmeleri” olduğunu dünyaya duyurmuştu.

Category Featured Books

Polis Devleti
Samuel Beckett’in Adlandırılamaz Tiyatrosu
İşçi/Memur – İşveren İlişkileri
Savunmasız Gezegen
Eko-Sosyalizm
Radikal Teknolojiler
"